Gelin umudunuzu tazeleyecek biriyle tanıştırayım sizi

13 mart oldu 14e devirecek ama sıkkın içim. 11 marttan bu yana sanki asırlardır acı ve öfke içindeymiş gibi kıvranıyor ruhum artık kendimi zehirlemeye başlamaktan korkuyorum. Öfke büyüyor içimde. Berkin'i kaybettik. Ardından dün gece iki yuvaya daha ateş düştü. Canım kavruluyor. Umut arıyorum, olmaz böyle diyorum, bir oturup bir kalkıyorum.

Evi bok götürüyor. Makineye çamaşır attım dün akşam hala asmaya elim varmamış onu fark ediyorum. Yok bu böyle olmaz diyorum da nasıl olur onu bir türlü kestiremiyorum. Sesim kısılıyor sessiz çığlıklarımla, odanın duvarlarına çarpıp dönen susuşlarım kulaklarımı patlatıyor. Aklım dakika dakika bileklerini kesip öldürüyor vicdanımı ama yok yine dinmiyor sızı aklanmıyor gün karardıkça kararıyorum.


Tam da şimdi üstelik benim daha sakin, daha sevgi dolu, daha yavaş, daha kendimden emin, şimdi benim daha akıllı olmam lazım! Bir sebep bulmalıyım umuduma ışık tutacak. Bir yol bulmalıyım çocukların baktıkça boşa ölmemişiz oğlum diyeceği ülkeyi yaratmak için. Bir şeyler olmalı diye düşünüp devinip dururken kendi zihnimde onunla tanıştım, JOSE MUJICA, Uruguay Devlet Başkan. 

Selam verip dünyasından içeriye giriyorum ki ne göreyim bir yanda minik bir çiftlik, bir yanda kediler, köpekler, tavuklar, bir köşede çiçekler... Hayalimdeki yaşam diye dert yanıyorum ona. Bunu istiyorum ben de diyorum, böyle sadeleşip böyle uzaklaşmak. Ama diyorum Sayın Mujica nasıl olur siz ki koca Mr. President. Gülüyor ama nasıl da sevimli gülüyor boş versene diyor ben en resmi görüşmelerde bile kravat takmam sayın mujica da nedir bana hose de. Ammaann ben de gülüyorum. Benim canıma minnet, oldum olası banka gişesi bile bozar beni, hiç sevmem. Hose diyorum "bizim buralar berbat çalıyor, çırpıyor bizi soyuyor, yatlar katlar gemicikler alıyor bir de üstüne çocuklarımızı öldürüyorlar. Daraldım, bunaldım, öfkeden hoşlanmıyorum ama içimi öfkeyle dolduruyorlar."

Dünyada adını söylediğiniz zaman akla gelmez belki ama "Dünyanın En Fakir Devlet Başkanı" derseniz hemen akla gelirim diyor. "Bana fakir denmesi yanlış, ben tutumlu bir insanım. Asıl yoksullar sürekli yaşamdan talepleri olan ve elde ettikleriyle yetinmeyen insanlardır. Ben elimde hafif bir bavulla dolaşıyorum. Bu bana istediğim yaşamı sürdürmek için yeterli zamanı veriyor.

Asıl özgürlük yaşamak için kazandığın zamandır." Ne güzel konuşuyor. Doğru söylüyor. Şaşkınım. Donup kalıyorum karşısında. Nasıl olur diyorum kendi kendime al işte buda devlet başkanı bizimkiler de! Demek ki oluyor işte, demek bu da mümkün. Mırıldanıyorum ama anlamıyor beni yine gülümseyerek "efendim" diyor "anlamadım". Yok hose diyorum, gerçekten çok şaşkınım demek ki çalmadan çırpmadan da oluyormuş siyaset demek mümkünmüş?


“Ben insanların gece uyuyacak bir saçak altı bile bulamadıkları bir dünyada, başkalarının 500 metrekarelik malikanelerde yaşamasını anlamıyorum.

Evsizler için ev, suyu olmayanlar için su lazım, ekmek lazım. Sense böyle bir dünyada özel uçağım olsun, oraya buraya gideyim diyorsun. Eğer herkes daha fazlasını isterse, birgün kimseye birşey kalmayacak."

Gözlerim doluyor ağlamak istiyorum hıçkıra hıçkıra ona sarılıp ağlamak bütün acımı akıtmak istiyorum. 


"Biz ölüyoruz, çocuklarımız, ağaçlarımız, ruhlarımız.. Tükeniyoruz, bize işkence ediyorlar" hose diye biliyorum sadece.

"Küresel ısınmadan bahsediyoruz ama doğaya saldırmaya ve çöp üretmeye devam ediyoruz.

Eski ruhani tanrımızı kendi ellerimizle kurban ettik ve artık market tanrının tapınağındayız. Bu yeni tanrı; ekonomimizi, politikamızı, alışkanlıklarımızı, yaşamlarımızı düzenliyor ve bizlere faiz oranları ve kredi kartları ile mutluluğun yeni adresini veriyor."


Eski bir gerilla lideri olduğunu, onların da çok kötü zamanlardan geçtiğini, zamanında çok acılar çektiklerini ama pes etmediklerini anlatıyor hose bana. 1960larda Küba devriminden esinle kurulan bir grubun kurucularındanmış hose. Bu örgüt demokrasi istemiş, uruguaydaki amerika destekli hükümete karşı pek çok eylem düzenlemiş ve karşı durmuş. 1971 yılında polis öldürmekten mahkum edilmiş ve 15 yıl mahkumiyeti sırasında çok çeşitli işkenceler görmüş ve tek kişilik hücrede tutulmuş. O günlerden çok bahsetmek ve zamanı acıyı anımsayarak harcamak istmeiyor hose ama bana bu kadarı yetiyor zaten daha fazlasını benim de duymaya ihtiyacım yok şuan, içimde yeterince acı var.

1985'te Uruguay'ın demokrasiye dönmesinden sonra diğer tüm siyasi mahkumlar için çıkarılan bir genel afla tekrar özgürlüğüne kavuşmuş. Sonrasında diğer grup üyeleriyle birlikte bir parti kurmuş ve siyasete atılmışlar.

2009 yılında başkan seçilmiş ve 1 mart 2010 da göreve başlamış. Aylık 12000 dolar maaşı var ve bunun %90ını hayır kurumlarına bağış olarak aktarıyor hose ve çok mutlu.
"Öyle anlaşılıyor ki bizler, yalnız tüketme için yaratılıyoruz ve artık tüketemediğimiz zaman derin hayal kırıklığına uğrayarak kendimizi yok ediyoruz.
diyor bana ve yine gözlerim doluyor, bu kez umutla. O halde bizim ülkemizde de olabilir diyorum. Gülümsüyor, "neden olmasın?" diyor.
Böyle birilerini bulmak ve seve seve onları destekleyip onlara oy vermek istediğimi, ülkemin aslında ne kadar güzel olduğunu böyle politikalarla cennete dönüşebileceğini anlatıyorum ona, hayaller kuruyorum. Dinliyor beni, sonra ülkesindeki diğer güzel şeyleri anlatmasını neleri başardıklarını bilmek istediğimi söylüyorum, "belki vatandaşınız oluruumm" diyorum şunları sıralıyor
-cumhurbaşkanı maaşının %90'nını yoksullara bağışlıyor,
- toplam 15.000 asker var ülkede, askerlik zorunlu değil. 15 tankımız var zaten toplamda ağır zırhlı.
- gay'ler isterse askerlik yapabiliyor.
- eşcinsel evliliği serbest.
- 19 il, 3 buçuk milyona yakın nüfusla kendi halinde bir ülke.
- eğitime yapılan bütçe ayrımı, savunmaya ayrılan bütçenin yaklaşık 20 katı. dünyadaki "her öğrenciye bir laptop" sistemine ilk geçen ülke.
- nüfus arasındaki gelir ortalaması çok ama çok yakın. fakir ve zengin kesim çok düşük bir bölümü oluşturuyor.
- kişi başına 3 inek düşüyor. hayvancılık tavan yapmış durumda
- ülke çapında wi-fi hedefleniyor. 2010 yılında başlanan projede "eve girince wi-fi'a bağlanmak" yok. havalimanına indiğiniz anda ülkeniz sizi internet bağlantısıyla kucaklıyor.
-eğitim 6 aşamalı, 3 yaşından itibaren başlıyor, 18 yaşına kadar.
- medya berraklığı şili'den sonra 2. sırada. medya gerçekten tarafsız. lokal iletişim üst seviyede, ülkemizde çok fazla "mass" olay olmadıgından insanlar kendi bölgesinin tv'sini seyrediyor.
- dış ticaret yapanlardan vergi alınmıyor. 
- havalimanımız dünyanın en modern havalimanlarından

Ağzım açık dinliyorum elbet. Gerçekten ya bu ülke böyle olsun ya da ben sizin oraya geliyorum diyorum, yine sıcacık gülümsüyor kapıları her zaman açık.

En sonunda dayanamıyorum, makam aracı kendisine ait tek mal varlığı olan vosvosu olan, banka hesabı bile bulunmayan bu tatlı tontona soruyorum neden hose neden sen de diğerleri gibi değilsin? neden zengin olmaya çalışmıyorsun? neden bırak çalmayı maaşının bile büyük kısmını bağışlıyorsun?

"bu benim kendi seçimim. hayatımın uzun yılları böyle yaşayarak geçirdim. maaşımın geri kalanı bana yetiyor. ben yoksul değilim. pahalı hayat seçen insanlar yoksulluk çeker." diyor.

O çalışmalı, malum sorumluluğu ağır, çok bile meşgul ettim. Ben de kalkmalıyım yavaştan, malum çamaşır makinesine yolum uzun oradan başlamalı. Yavaş yavaş doğrulurken yerimden üst kata giden merdivenler hala gözümde büyüyor ama hose doğru söylüyor neden olmasın! Umudu yeniden çağırma zamanı şimdi!

Kocaman dersler aldığım minik bir sanrı sığdırıyorum bu akşama.
Olabilirmiş diyorum, yapılabilirmiş.

Yılmamalıymış.
Rüya değil, gerçeği varmış.



Uruguay hakkında daha fazla bilgi için burayı tıklayın
ve hose ile ilgili daha fazla bilgi için burayı







Bunlar İlginizi Çeker mi?